EĞİTİM İÇİN PERAKENDE DEĞİL KAPSAYICI ÇÖZÜMLER OLMALI ÖSS, az kapasitede olan yükseköğretim kurumlarında okumak isteyen çok sayıda öğrenciler arasında belli sayıda öğrencileri seçmek için geliştirilmiş olan kendi içinde tutarlığı olan iyi bir sistemdir. Şimdilerde parça parça akla gelen önerileri de içeren bir sistemdir. Örneğin bir anlamda olgunluk sistemine dayalı bir anlayışa sahiptir. İki aşamalı bir sınav uygulamasını içermektedir. Çok üzülerek izliyorum ki gündeme getirilen öneriler bohçayı yamamaya kalkışma türündedir. Ama fark etmedikleri de şudur. ÖSS sahip olduğu tutarlılık nedeniyle yamanacak bir sistem değildir. ÖSS, ideal bir sistem değildir. Ancak ÖSS’yi eksik gibi görüp yamamaya çalışarak ideal bir sistem yaratılamaz. İdeal sistemi yaratmak istiyorsak ÖSS’yi bir tarafa bırakıp baştan sona farklı bir paradigma geliştirmek zorundayız. ÖSS’ye dayalı olarak üniversiteye öğrenci seçme sisteminin en önemli eksikliği; yıllara dayalı bir eğitim ve öğretim sürecinin sonuçlarını bir seferde ölçmeye çalışmaktır. Böyle bir sistem ister istemez şans faktörüne dayanıyor. Yani on binlerce öğrenci şansı iyiyse istediği yeri kazanıyor veya tersi oluyor. Sistemin şansa açık yönü ne kadar daraltılırsa o kadar iyi olur. Bu nedenle ÖSS benzeri bir sınavın yılda birkaç kez düzenlenmesi düşüncesi doğrudur. Doğru olmayan bugünkü şartlarda katsayı uygulamasının tamamen ortadan kaldırılmasıdır. Ortaöğretim kurumlarında alanlara dayalı bir tasnif yaratılmışsa bunu destekleyici uygulamalar yapmak zorundasınız. Katsayı uygulaması, fen okuyan öğrencinin fen alanını kazanabilmesini belli ölçülerde ayrıcalıklı hale getirme düşüncesine dayanır. Ancak şu da doğru değildir. Fen okuyan öğrencinin sosyal alanları kazanabilmesinin önü tamamen kesilmemelidir. Aslında yıllardır söyleyip durmamıza rağmen ortaöğretim sistemini felç eden özellikle liseleri bitme noktasına getiren Ağırlıklı Ortaöğretim Başarı Puanı uygulaması bir türlü kaldırılmıyor. Asıl üzerinde durulması gereken konu budur. Çünkü bu uygulama liseler arasında müthiş bir ayrışma yarattı. Üniversiteye geçiş ile ilgili doğru düzgün bir sistem geliştirmek için birbiriyle ilişkili başka bazı düzenlemeleri de yapmak gerekiyor. Bunun için önce ortaöğretim kademesini temel bilim altyapısının kazandırıldığı bir hale dönüştürmek gerekir. Bunun için alan seçmeye dayalı uygulamadan derhal vazgeçilmeli. Her öğrencinin temel bilimlerin ana unsurlarını oluşturan alanlarda dört yıl boyunca yetişmesi sağlanmalıdır. Bu anlamda ortaöğretim kademesinde bütün meslek liseleri, meslek yüksek okullarına dönüştürülmelidir. Bu adım asla mesleki eğitimden vazgeçme anlamına gelmemelidir. Bilakis mesleki eğitim de böyle bir düzenleme ile daha çok güçlendirilmiş olur. Ortaöğretimin 9. sınıfı zaten ortak sınıftır. Aynı şekilde 10. sınıf da ortak olmalıdır. 11. ve 12. sınıfta belli oranlarda ayrışma yaratılabilir. 11. ve 12. sınıflardaki ayrışma mesleki eğitimi de içerebilir. Bu şekilde ortaöğretimi tamamlayan öğrenciler dil, sosyal, fen, matematik olmak üzere bütün bilim dallarında belli bir alt yapıyı kazanmış olurlar. Ortaöğretimdeki katı ayrışma, Türk eğitim tarihinde yapılmış en büyük tarihi hatalardan biri olmuştur. Ortaöğretim sistemine dayalı önerdiğimiz altyapıyı kurmadan geliştirilecek yüksek öğretime geçiş sistemi ile ilgili düzenlemelerin her zaman bir yerden patlak vereceği bilinmelidir. Talim ve Terbiye Kurulu Başkanı iken temel felsefesini oluşturduğumuz hem ilköğretimdeki hem ortaöğretimdeki her bir sınıf düzeyinde yapılması öngördüğümüz sınavlar, sistem içindeki belirleyicilik gücünü kaybeden okulu güçlendirmek için atılan bir adımdı. Bu sınavların sonuçlarının bir sonraki öğretim kademesine geçişte kullanılması şart değildir. Bu sınavlar, eğitim ve öğretimde okul sıralarındaki eğitim ve öğretim eksiğinin zamanında belirlenmesini sağlayacaktır. Müfredatların değiştirildiği, teknolojik donanımda gelişmeler olduğu söyleniyor. Gerçekten müthiş bir enerji harcandı. Değişikliklerin çok iyi olduğu hep ilan edildi. Değişiklikler başka değişiklikleri beraberinde getirdi. Örneğin programlarla oynanınca ders kitapları değiştirilmek zorunda kaldı. Üstelik daha iyi olduğu söylendi. Ancak müfredat değişikliğinin de yeni yazılan kitapların da sonuçlarının ne olduğunu ortaya koyan nesnel bir mekanizma yok. Birçok şey değişti de ne oldu? Buna bir bakmak lazım değil mi! İşte SBS adıyla düzenlenecek bu sınavlar okula, derslere adeta bir ayna tutacaktır. Aynı uygulamanın liselerde de devam etmesi gerekir.
İLKÖĞRETİMDE SEÇMELİ YABANCI DİL DERSİNDE NOTLA DEĞERLENDİRME UYGULAMASINA DEVAM EDİLMELİDİR
22 May 2009İLKÖĞRETİMDE SEÇMELİ YABANCI DİL DERSİNDE NOTLA DEĞERLENDİRME UYGULAMASINA DEVAM EDİLMELİDİR Prof. Dr. İrfan ERDOĞAN Talim ve Terbiye Kurulu Eski Başkanı Yabancı dil eğitiminde bugün geldiğimiz nokta malum. Bugünkü durumumuza göre 2000’li yıllara kadar daha ileri düzeydeydik. Bu gidişata ilk darbe yabancı okulların ve Anadolu liselerinin orta kısmının kapatılması sonucu ilkokul beşinci sınıftan sonra uygulanmakta olan hazırlık sınıflarının ortadan kaldırılmasıyla atıldı. Son olarak da 2004 yılında yine Anadolu liselerinin hazırlık sınıflarının kaldırılmasıyla birlikte yabancı dil eğitiminde okulun rolü iyice azaltılmış oldu. Ülke olarak AB ülkeleri içinde yabancı dili en az bilen ülkelerden birisinin Türkiye olduğu bir gerçektir. Türkiye’de yabancı dil eğitiminin geliştirilmesi özellikle bugün itibarıyla son derece önemlidir. Bunun için bilhassa ilköğretimde önemli adımların atılması gerekmektedir. Biz görev başındayken 2007 yılında aldığımız bir kararla önce 4. ve 5. sınıflarda okutulan 2 saatlik yabancı dil dersini 3 saate çıkardık. Daha sonra da 4. ve 8. sınıflar arasında okutulan 2 saatlik seçmeli yabancı dil dersinin notla değerlendirilmesi yönünde bir karar aldık. Seviye Belirleme Sınavlarında yabancı dilden soruların sorulması da aynı çerçevede yapmış olduğumuz bir çalışmaydı. Ancak, İlköğretim Kurumları Yönetmeliğinde 2008 yılının son aylarında yapılan bir değişiklikle seçmeli yabancı dil derslerinde notla değerlendirme uygulaması kaldırılmış bulunmaktadır. İlköğretimde seçmeli olarak 4-8. sınıflarda okutulan satranç, sanat etkinlikleri, spor etkinlikleri, medya okuryazarlığı, düşünme eğitimi, halk kültürü gibi derslerde notla değerlendirmenin yapılmaması doğaldır. Ancak yabancı dil dersinin de bu kapsama alınmasının hiçbir mantığı bulunmamaktadır. Notla değerlendirme yapılmayacak olan bir yabancı dil dersinden istenen verimin alınması mümkün değildir. Özellikle içinde yaşadığımız dönemde yabancı dil eğitiminin ne kadar önem taşıdığı da bilinmektedir. Bu nedenle yabancı dil eğimini bir adım daha gerilere götürecek nitelikte olan bu anlamsız kararın acilen düzeltilmesi gerekir. Ocak, 2009
Merhaba Dünya!
22 May 2009Welcome to WordPress.com. This is your first post. Edit or delete it and start blogging!